| İstanbul'da Hava

Üye Girişi

Editörden

Bize Ulaşın

MST

Yanlışlanabilirlik
 

Anasayfa

İnsan Kaynakları Yönetimi

Yönetim ve Organizasyon

Organizasyonel Davranış

Araştırmalarım

Makaleler

Köşe Yazıları

Bir Konu

Akademik Takvim

Kitaplık

Linkler

Email Form


 


 

 

BİR KONU

Yanlışlanabilirlik

Müh. Mustafa TAŞTAN

BİLİM

 

          Bilinçli ve akıllı bir varlık olan insan, sahip olduğu farklı bilgi türleriyle dünyada  karşılaştığı nesneleri bilmek ister. Bu nesnelerle insan arasındaki etkileşim süreci sonunda ortaya çıkan ürüne bilgi denir.

Bilim donmuş,  dural bir konu değil, sürekli ve artan bir hızla gelişen, değişen bir etikidir. Bilim inceleme konusu ve yöntemi yönünden kapsamı ve sınırları kesinlikle belli bir etkinlik değil, çok yönlü, sınırları yer yer belirsiz karmaşık bir oluşumdur.

Bilim sosyal bir kurumdur diye de tanımlanabilir. Diğer toplumsal kurumlar gibi bilim de, geniş bir sosyal çevredeki ortak hedeflere ulaşmak için farklı insanların işbirliğine ve düzenine ihtiyaç duyar. Bilim cemiyet içinde görevini yerine getiren bir cemiyettir. Bilimi sosyal kurum kimliğiyle birlikte, aynı zamanda bir meslektir diye de tanımlamak gerekebilir.

Bilim, temelde, insanoğlunun, kendisini ve çevresini daha iyi tanıyıp, gerektiğinde, etkileyebilme, ona egemen olup kendi kontrolü altına alma şeklindeki doğal istek ve güdüsünden kaynaklanmaktadır.

Başka bir deyişle de, bilim, denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yolundan giderek olguları açıklama gücü taşıyan hipotezler bulma ve bunları doğrulama yöntemidir.

Kısaca, bilim ve bilimin sonucunda oluşan, bilimsel faaliyetin amacı incelenen konudaki olguları tanımlamak, olgular arasında nedensenlik ilişkisi kurmak ve bunları genelleştirip, kuramlar içinde toplayarak kanunlara ulaşmaktır.

Çoğu insan bilimin güvenilir sonuçlarını "Bilimsel metot"un verdiğini düşünür. Fikirleri,  deney ve öyle her iki kanıtlamayı test ediyor veya onları çürütüyor. Deney yap, ve neyin gerçek olduğunu bul, ve ne, ne değildir? Ama ne olacak, eğer bir deney sonucu vermezse?  Ne olacak, eğer bir şekilde sadece senin bildiğin bir sonuç yanlış verirse?     

YANLIŞLANABİLİRLİK

          Empirizm (deneycilik, görgül), bilginin kaynağı olarak duyu ve deneyimleri esas olan, maddeyi ilk veri olarak kabul eden düşünce sistemini temsil eder. Buna göre, algısal gözlemler bilginin başta gelen kaynağı ve son yargılama katını oluşturur. İdeal bilgi bilimdir ve olgusal niteliktedir.  Zihinde olan her şey duyularla, deneyimlerle elde edilir. Başkalarının da ulaşamayacağı özel bilgi yoktur. Bu akımda, duygusal alanı aşan nesneler üzerine olan öğretiler ile gerçekliğe ve kural koyucu anlatımlara önsel yolla varmaya çalışan hertür “metafizik” düşünce yadsınır. Bütün bilimlerin, yapıları ve kaynakları bakımından empirik nitelikte ve insanlığın tüm deneyimlerinin birer soyutlaması olduğu kabul edilir.

          Yanlışlanabilirlik ilkesi, pozitivist yaklaşmın karşılığı olarak Karl Popper tarafından ortaya atılmıştır.

          Pozitivizme göre bizim dışımızda bağımsız sosyal bir dünya vardır ve buna ait özellikler nesnel yöntemler kullanılarak ölçülmelidir. Burada gerçeklik dışsal ve nesneldir. Bilgi, bu dışsal gerçekliğin gözlemlerine dayalıysa gerçek bilgidir. Buradan hareketle bilimselliğin ölçütü olarak doğrulanabilirlik ilkesi geliştirilmiştir.

          Doğrulanabilirlik ilkesine en köklü ve karşıt eleştiri Karl Popper’den gelmiştir.

          Popper, 1919 yılında, bilimselliğin niteliği üzerinde düşünmeye başladığı zaman çıkış noktasının ne olduğunu kendi anlatır:  «Zihnimdeki sorunu doğuran ortamı ve uyarıcı olan örnekleri kısaca anlatmak isterim. Avusturya İmparatorluğunun çöküşünden sonra, Avusturya'da bir devrim oldu. Ortalık devrimci sloganlar ve fikirlerle, yeni ve çoğunlukla saçma kavramlarla dolmuştu. Benim ilgimi çeken kavramlar arasında Einstein'ın görelilik kuramı kuşkusuz en önemli olanıydı. İlgi duyduğum diğer üç kuram da, Marx'ın tarih, Frued'un psikanaliz ve Alfred Adler'in `bireysel psikoloji' kuramlarıydı.»'ı.

          Popper, hangi kurama 'olursa olsun ampirik destek bulmanın kolay olduğunu; bilimselliğin ampirik destek sağlamada değil, kuramın hangi koşullar altında yanlış olduğunu belirlemede yattığını düşünmeye başladı. Eğer bir kuram yanlışlanabilir ise, bilimseldir, dedi. Böylelikle Popper “yanlışlanabilirlik ilkesini” getiriyordu.

          Popper’a göre bir kuramın doğruluğunun ölçüsü ampirik yönden ne ölçüde desteklendiğinde değil, hangi ampirik bulgu karşısında yanlışlanabileceğinin önceden bilinip, bilinmemesidir. Yanlışlanması imkansız bir düşüncenin doğruluğunun ispatı da olanaksızdır. Bir bilimsel kurama uymayan ampirik veriler hemen her zaman bulanabilir. Dolayısıyla bilim doğruların birikmesi ile değil, yanlışların ayıklanması ile gelişir.

          Popper, tümevarımsal ve doğrulama kavram ve yaklaşımlarına karşı çıkar. Ona göre, doğa yasaları sonsuz sayıda “tümel önerme” içerir; bunarlın, tüm evrende sınanarak doğrulanması olanaksızdır. Bu konuda verdiği bir örnekte, kuğuların beyaz olduğunun tek tek gözlenmesinin araştırmacıyı, “tüm kuğular beyazdır” sonucuna götüremeyeceğini, bir başka yer ve zamanda, siyah bir kuğunun bulunamayacağını ileri sürmenin dayanağı olmadığını vurgular. Buna karşılık olmak üzere, Popper, tümdengelim yanlışlama kavram ve yaklaşımlarını önerir. Bu görüşe göre, akıl ya da gözlem yolu ile geliştirilen bir genelleme (hiptez/denence), ilgili çıkarımlara dayalı gözlem ya da mantıksal sonuçlara bakarak yanlışlamaya çalışılmalıdır. İleri sürülen görüş, tüm çabalara rağmen yanlışlanamıyorsa, geçici de olsa, bu durum, o görüşün doğruluğunun kabul edilebileceğinin kuvvetli dayanakları sayılır. Popper, doğruya ulaşmanın yolunu “yanlışların bulunup ayıklanması”nda görür.

          Popper, varsayımların tümdengelim yoluyla, “yanlışlanabilirlik ölçütü” ile geçerlilik kazanabileceğini savunur. Buna göre bilimadamı doğruluğunu savunduğu tezin tersine dair tek bir istisna bulmaya çalışır. Karşıt bulgunun bulunmayışı kuramın kanıtı olur.

          Bu görüşe göre, tümevarım mantıksal olarak imkansızlık içermektedir.

          Popper, bütün kuramların genel içerimlerden, yani “Bütün x'ler için geçerlidir: Eğer x.... .., o halde x. . . ... “ şeklindeki önermelerden oluştuğu görüşündedir. Popper'in bu görüşünün, kolaylık sağlaması bakımından, . kendisinin de kullandığı “Bütün kuğular beyazdır~ı önermesiyle ifade edilen “yasa”yı (Bütün x'- ler için geçerlidir: Eğer x bir kuğuysa, o halde x beyazdır) örnek alarak açıklamaya çalışacağız. Yukarıdaki önerme, siyah renkli bir kuğunun ortaya çıkması halinde yanlıştır. “Burada siyah bir kuğu var” önermesi, bu yasayı yanlışlar; yanlışlığını gösterir. Bu çeşit önermelere, yani belirli bir yerde, belirli bir zamanda ve belirli bir nesne ya da olaya değgin önermelere Popper, temel- önermeler adını verir. Bazı temel-önermeler yukarıdaki “yasayla bağdaşır (örneğin, “Burada yeşil bir iskemle var”; “Burada beyaz bir kuğu var” gibi) . Öte yandan; başka bazı temel-önermeler (örneğin, “Burada siyah bir kuğu var”) “yasayla bağdaşmaz,' yani sözkonusu olan temel-önerme doğru ise, “yasa” yanlıştır. Popper, yasaların bağdaşan önermelere izin verdiğini, ama bağdaşmaz önermeleri yasakladığını söyler. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için, en azından bir temel-önermeyi yasaklaması gerekir Burada dikkat çekmek Popper'ın bir temel- önermenin doğru ya da yanlış olduğunun kesin güvenirlikle belirlenebileceğini söylemeyişidir. Popper, bilimin nesnel şeylere değgin olduğunu ve dolayısıyla temel-önermelerin de nesnel olması gerektiğini; ancak, nesnelliğin kesin güvenilirlikle belirlenemeyeceğini söyler. Oysa, Popper'a göre, öznel şeylere ilişkin kesin güvenilir bilgi edinmek olanaklıdır. Bundan çıkan sonuç, Popper'ın temel-önermelerinin herhangi bir gözlemciye bağlı olmayışıdır. Gerekli olan, bazı temel-önermeleri doğru saymak; doğru olarak kabullenmek için bir karara varmaktır.

          Yanlışlanabilirlik ilkesi ancak, belirli bir yöntembilimle birlikte işletilebilir. Popper, bilimselliği dil ölçütleriyle değil, yöntem kurallarıyla tanımlamaktadır: Örneğin, koyduğu yöntem kurallarından birine göre, yardımcı varsayımlara ancak, kuramsal, sistemin ampirik' içeriğini ya da yanlışlanabilirliğini artırıyorsa izin verilebilir.

          Popper'ın tümevarımsal mantığa yönelttiği eleştiri üç bölüme ayrılabilir.

1 - Popper, öncelikle, (Hume gibi), belirli bir ampirik kuramının belirli bir olasılığı olması gerektiğini söyleyen bir önermenin kendisinin de ampirik bir önerme olması gerektiğine işaret eder. Dolayısıyla bu önermenin de ampirik bir olasılığı olacağına göre, onun da olasılığını belirleyecek yeni bir tümevarımsal mantık gerekecektir. Bu durumda yeniden belirli bir olasılığı olan yeni bir ampirik önermeyle karşılaşılacak ve bu sonsuza kadar böyle gidecektir. Tümevarımsal mantığın, tümevarımsal mantıkta ele alınmayan ampirik önermelere dayanması gerekir.

2 - Mantıkçı pozitivizmle ilgili bölümde, tümevarımsal mantıkla ele alınacak kuramlara, tümevarımsal mantığın yardımıyla kanıt önermelerine bağlanışından önce, belirli bir olasılık verilmesi zorunluğu üzerinde durmuştuk. Popper'a göre, olasılığın, örneğin yanılış kuramların olasılığının `sıfır' ve doğru kuramların olasılığının `bir' sayılması gibi, bazı akla uygun koşullara dayandırılması halinde buna olanak yoktur. Tümevarımsal mantık asla gerçek kuramlara uygulanamaz.

3 - Bu, olanaklı olsa bile, arzu edilecek bir şey değildir. Çünkü olası kuramlara değil, olası-olmayan kuramlara gerek vardır. Popper'in görüşü yalnızca görünüşte paradoksaldır. Tümevarımsal mantıkta, kuramların, bunlara belirli bir olasılık veren kanıt önermelerle ilişkisi kurulur. Kuramların, kanıt önermelere uygunluğu arttıkça, olasılıkları da yükselir. Tümevarımsal mantıkçıların çoğu, kabul edilmiş kuramları da, bu kanıt önermelerden sayarlar. Popper'ın olası-olmayan kuramlar (ki, bunlar için çoğunlukla “bold conjectures””cesur tahminler” deyimini kullanır) ortaya atılması gerektiği savını en iyi açıklayan da bu durumdur. Bu durumda, yüksek olasılığı olan bir kuram, kanıtlar arasında bulunan mevcut kuramlara çok benzer niteliktedir. Oysa, Popper'a göre kökten yeni olan kuramlara gereksinme vardır. Tümevarımsal mantık, mantıkçı pozitivizm bölümünde anladığımız görüşlere benzer görüşlere, yani önce deneysel yasalar koy, sonra bunlardan kuramsal sistemler kur»â dayanmaktadır. Tümevarımsal mantıkçılar, Popper'dan farklı olarak, bilgilerin birikerek arttığı varsayımından hareket ederler.

Yanlışlanabilirlik dereceleri de şöyle izah edilebilir.

Yukarıda sayılan yöntem kurallarından ikisi “Yardımcı varsayımlar yanlışlanabilirlik derecesini azaltamaz” ve “yanlışlanabilirlik derecesi yüksek olan kuramlara öncelik verilmelidir” kuralları, yanlışlanabilirlik derecesiyle ilgilidir . Yanlışlanabilirlik derecesi nedir? “Bütün x'ler için geçerlidir: Eğer Fx; o halde Gx (Fx = x, F özelliğine sahiptir)” şeklindeki yalın kuramı ele alalım. X'in F özelliğine sahip, ancak G özelliğinden yoksun olduğunu bildiren her temel-önerme, bu kuramı yanlışlayacaktır. Popper'ın kendi verdiği örnek şudur: “Bütün uzay cisimleri çember biçimindeki yörüngelerde ilerler” şeklindeki kuram, “ kuyruklu yıldız, parabol biçimindeki bir yörüngede ilerliyor”, “Güneş hiperbol biçiminde bir yörüngede ilerler”, “Merkür gezegeni fiyonk biçiminde bir yörüngede ilerler” “Ay elips biçiminde bir yörüngede ilerler” şeklindeki temel-önermeler tarafından yanlışlanır. “Bütün gezegenler çember biçimindeki yörüngelerde ilerler” önermesini ele alırsak, bu son önermeye oranla ilk sözü edilen önermeyi yanlışlayacak çok daha fazla sayıda önerme düşünülebilir. İlk sözü edilen önermenin çok daha fazla sayıda «potansiyel -gizil- yanlışlayıcıları” vardır ve dolayısıyla yanlışlanabilirlik derecesi daha yüksektir. Popper, yanlışlanabilirlik derecesini genel olarak ampirik içerikle belirlemektedir. O'na göre bir kuramın yanlışlanabilirlik derecesi = kuramın ampirik içeriği = kuramın potansiyel yanlışlayıcılarının sayısı'dır.

          Yanlışlanabilirlik, empirizmin bir türevi olarak ortaya çıkmıştır.

          Empirizm’de, aklın bilgiye katkısı, analitik nitelikte olup, giderek artan bir önem kazanmaktadır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1.             Cemal YILDIRIM, Bilim Felsefesi, Remzi Kitabevi, 7.Basım, İstanbul, 2000

2.             David B. RESNIK, Bilim Etiği, Çev: Vicdan Mutlu, Yarıntı Yay., İstanbul, 2004

3.             Henry H. BAUER, Ethics in Science, Scientific Literacy and the Myth of the Scientific Method (University of Illinois Press: Urbana, IL, 1992

4.             http://pespmc1.vub.ac.be/ASC/UTILITY.html

5.             http://www.felsefeekibi.com/site/?PG=449

6.             Niyazi KARASAR, Bilimsel Araştırma Yöntemi, Nobel, 13. Baskı, Ankara, 2004

7.             Remzi ALTUNIŞIK, Recai COŞKUN, Engin YILDIRIM, Sinan BAYRAKTAROĞLU, Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri, Sakarya Kitabevi, 2.Basım, Sakarya, 2002

8.             www.turkstudent.net/art/2306



 

 

Bir Konu Anasayfa

 

 

 

Yönetim-Organizasyon ve İnsan Kaynakları Yönetimi Bilgi Sitesi, Araş. Gör. Seçil TAŞTAN

Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. 
Fikir ve Sanat Eserleri Yasası Hükümleri Gereği olarak, kaynak gösteriniz!


[Anasayfa]  [İnsan Kaynakları Yönetimi]
[Yönetim ve Organizasyon] [Araştırmalarım] [Organizasyonel Davranış]
[Makaleler] [Köşe Yazıları] [Bir Konu] [Akademik Takvim]
[Kitaplık] [Linkler] [Misafir Defteri] [Email Form]

İnfo: info@humanresourcesfocus.com

Gizlilik Prensibi

MST Design  Copyright © 2001-2008   All rights reserved.

Bu web sitesinde yer alan tüm içerik ve görseller,
Fikir ve Sanat Eserleri Yasası hükümleri gereğince yazılı izin alınmaksızın hiç bir şekilde kullanılamaz.

Bu Site En iyi 800x600 ve 1024x768 Çözünürlük ve IE5+ Tarayıcılarla İzlenebilir.