| İstanbul'da Hava

Üye Girişi

Editörden

Bize Ulaşın

MST

 

Anasayfa

İnsan Kaynakları Yönetimi

Yönetim ve Organizasyon

Organizasyonel Davranış

Araştırmalarım

Makaleler

Köşe Yazıları

Bir Konu

Akademik Takvim

Kitaplık

Linkler

Email Form


 


 

İŞ HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARI

 

İŞÇİ

I.                   İşçi Tanımı ve Kavramı

 

İşçi, İş Kanunu tarafından “hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı

çalışan kişi” (m.1/I) olarak tanımlanır. Buna göre de, “işçi, geçerli bir iş ilişkisine dayanarak çalışan kişidir” biçiminde bir tanım getirmek olanaklıdır.[1]

 

Hizmet akdi ile birlikte konusu iş görme olan birçok akdin sayılmasıyla genişletilen bir işçi kavramına yer veren Sendikalar Kanunu dışında, anılan tüm kanunlar hizmet akdi ile çalışan kişileri işçi saydıklarından ve kitabımızda İş Kanunu esas alındığından, işçi kavramını, kural olarak, dar anlamda ele alıyoruz. İş Kanununun 1. Maddesinde yer alan ve yukarıya aktarılan işçi tanımının unsurlarını aşağıdaki gibi açıklayabiliriz:[2]

 

İşçi kavramının unsurları[3]

 

a      Geçerli bir iş ilişkisinin varlığı

 

İş Kanunun işçi sayılabilmek için, “hizmet akdine dayanarak çalışma”nın gerçekleşmesini arar. Oysa, burada sözkonusu olan, “geçerli bir iş ilişkisinin varlığıdır. Ancak her iş ilişkisi, işçi sayılmak için yeterli değildir. Sözkonusu iş ilişkisinin, öncelikle, hukuken geçerli bir iş ilişkisi olması gerekir.  Hukuka ve ahlaka aykırılığın yürürlükteki hukuk düzeninin temel görüşleriyle bağdaşmadığı durumlarda, geçerli bir iş ilişkisinin doğması ve giderek, ilgili bir kişinin işçi sayılması düşünülmez. Çalışan tutuklu ve hükümlülerde görüldüğü üzere işgörmenin, serbest iradeyle kurulmuş bir  iş sözleşmesinin yerine, yasa hükmüne dayandığı durumlarda, iş hukuku anlamında bir iş ilişkisine rastlanmaz. Hükümlü ve tutukluların çalıştırılması, kamu hukuku yükümlerinin yerine getirilmesine ilişkin hükümlere dayanır. Bunun gibi atanma işlemine dayanarak çalışanların, yani memurların işçi sayılması sözkonusu değildir.

 

Yapılacak işin hizmet akdine dayanması, herşeyden önce, ortada serbest irade ile

 kabul edilmiş hukuki bir borç ilişkisinin bulunmasını gerektirir. Buna göre, esirlere, cezaevindeki tutuklu veya hükümlülere yaptırılan iş serbest iradeye dayanmadığından bunlar işçi sayılmazlar. Ancak, Yargıtaya göre hükümlülerin cezaevi dışında üçüncü kişilere yaptıkları işler hizmet akdine dayanır ve geçerlidir.

Hizmet akdinin mutlaka özel kesim işverenleri ile bu kesimdeki işçiler arasında

 söz konusu olacağı düşünülmemelidir. Kamu kesiminde çalışan işçiler de vardır. Gerçekten, devlet daireleriyle öteki kamu tüzel kişilerinde, kamu iktisadi teşebbüslerinde ve bunlara bağlı müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerde kadro karşılığı maaş veya ücret alıp Emekli Sandığı ile ilgilendirilmiş memurlar çalıştığı gibi, belirtilen kuruluşların kurdukları yerlerde veya bunlara bağlı olan yerlerde hizmet akdine göre çalışan işçiler de vardır. Memurların hukuki durumları ile, kural olarak, İdare Hukuku ilgilenir. Hizmet akdiyle çalışan işçilere ise İş Hukuku  alanına giren mevzuat uygulanır. Bir kimsenin memur ya da işçi sayılması, uygulanacak mevzuat hükümlerinin büyük farklılıklar göstermesi nedeniyle, önemlidir. Memurlara 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uygulanmaktadır. Memurlar işçilere tanınan sendika hakkı ile toplu sözleşme ve grev haklarından yararlanamamaktadırlar. 657 sayılı Kanunun 27. maddesi, devlet memurlarının grev yapmalarını, grev teşebbüsüne katılmalarını, grevi desteklemelerini veya teşvik etmelerini yasaklamıştır.[4]

 

b    Herhangi bir işin yapılması

 

İşçi, işverene karşı iş yapmakla yükümlü olan kişidir. Burada sözkonusu olan iş, kişinin ekonomik bakımdan iş olarak değerlendirilebilen bir çeşit çalışmasıdır. Bu açıdan yapılacak çalışmanın bedensel veya düşünsel bir faaliyet olması, değişiklik yaratmaz. Hatta görülecek işin bir kamu hizmeti olması da mümkündür.[5]

 

      Karşılık uğruna çalışma

 

Bir kişinin işçi sayılabilmesi için, onun o işi bir karşılık uğruna yapması gerekir. Sözkonusu karşılık, para biçiminde (yani ücret olarak) belirlenebileceği gibi, eşya biçiminde de kararlaştırılabilir.

Ücretin sözleşmede açıkça kararlaştırılmamış olması, işçi sıfatının kazanılmasına engellemez. Çünkü önemli olan ücretin varlığıdır.

Diğer yandan, ücretin üçünce kişiler tarafından sağlanması da, işçi sayılmayı engellemez. Bu anlamda, ücreti ödeyen, bizzat işverenin kendisi olabileceği gibi; onun dışındaki (üçüncü) bir kişi de, işçinin ücretini sağlayabilir. [6]

      İşçi yaptığı iş karşılığında ücret alır. İşçinin ücret karşılığı çalışan kişi olduğu 3008

sayılı eski İş Kanununda düzenlenmeyen, buna karşılık yeni İş Kanununda açıkca yer alan bir esastır. Ancak eskiden de kanunda işçi tanımında yer almamakla beraber ücretin hizmet akdinin önemli bir unsuru olduğu kabul ediliyordu.. Yargıtaya göre de, ücret bir çalışma karşılığı olduğundan çalışılmayan süre için ücret talebinde bulunulamaz.

Ücretin hizmet akdinde açıkca kararlaştırılmamış ve uzun bir süre ödenmemiş

 olması, hizmet akdinin ücretsiz olduğu sonucunu doğurmaz. Yapılan işin hizmet akdine dayandığının saptanması, çalışanın işçi niteliğinde olduğunun kabulü için yeterlidir. Hizmet akdinin varlığının kanıtlanması, yazılı olması koşuluna da bağlı olmayıp fiilen çalışmış olmak sözleşmenin varlığını ortaya koyar. Yargıtaya göre, kural olarak, her hizmet bir ücreti gerektirir ve işi yapan işçinin ücretini sonradan da isteme hakkı vardır. Uzun süre ücret almadan çalışma hayatın olağan akışına aykırı olduğundan. Yargıtaya göre bu konuda işçiye re’sen yemin teklifinde bulunulmalıdır. Ancak, ahlaki bir görev olarak veya hatır için yapılan bir hizmet ücreti gerektirmeyecek ve böyle bir ilişki hizmet akdi olarak nitelenmeyecektir.[7]

 

    İşverene bağımlı olarak çalışma

 

İş hukuku; özel olarak, bağımlı çalışanların (işçilerin) iş ilişkilerini düzenleyen bir hukuk dalıdır. Bu bakımdan bir işçinin işçi sayılabilmesi için, işverenle kişisel bağlılık içinde bulunması, yani işverenin buyruklarına uygun biçimde ve onun gözetim-denetim ve yönetimi altında işini görmesi gerekir.

 

İş Hukuku herşeyden önce “işçilerin özel hukuku” olduğuna göre, işçi, İş Hukukunun temel kavramlarının başında yer alır. Nitekim İş Kanununun 1.maddesi de işçinin tanımıyla başlamaktadır. Maddenin ilk fıkrasına göre, “Bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişiye... işçi denir”. Görülüyor ki, İş Kanunu işçiyi tanımlarken, “hizmet akdine dayanarak çalışan kişi” unsurunu vurgulamaktadır . Şu halde, çalışmayı konu alan istisna, vekalet, adi şirket gibi akitler İş Kanununun kapsamı dışında kalmaktadır. Sosyal Sigortalar Kanunu, Deniz İş Kanunu ve Basın İş Kanunu kapsamına da sadece hizmet akdi ile çalışanlar sokulmuş, bunlara uygun olarak 2822 sayılı Kanuna göre toplu sözleşme ve grev hakları da hizmet akdi ile çalışan işçilere tanınmıştır. Buna karşılık 2821 sayılı Sendikalar Kanunundaki işçi kavramının sınırları genişletilmiş, hizmet akdinden başka, bedenen çalışmayı konu alan nakliye, neşir, adi şirket akitlerine göre çalışanların da, bu kanunun uygulanmasında işçi sayılmaları kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu duruma göre, işçi kavramının sınırları, Sosyal Sigortalar Kanunu ve iş kanunları ile

Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun uygulanmasında sadece hizmet akdine yer verilerek dar, Sendikalar Kanununda ise, hizmet akdi ile bazı iş görme akitlerine göre çalışanların da işçi sayılmalarıyla, geniş tutulmuş olmaktadır.[8]



[1] Prof.Dr. Murat Demircioğlu, Prof.Dr. Tankut Centel, İş Hukuku, Beta Yayınları, 7.Basım, İstanbul, 1999, s.39

[2] Prof. Dr. Nuri Çelik, İş Hukuku Dersleri, Beta Yayınları, 15.Basım, İstanbul, 2000, s.33

[3] M.Demircioğlu, T.Centel, a.g.e.; s.39-41

[4] N.Çelik., a.g.e.; s.34

[5] M.Demircioğlu, T.Centel, a.g.e.; s.40

[6]  a.g.e.; s.41

[7] .a.g.e.; s.37

[8] N. Çelik, a.g.e.; s.33

 

İŞVEREN

 

I. İş Kanununa Göre İşveren Kavramı             

 

1.      Tanımı ve unsurları [1]                                   

 

İş Kanununun 1. Maddesinin ilk fıkrasına göre, “Bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işite ücret karşılığı... işçi çalıştıran tüzel veya gerçek kişiye işveren denir.”

Görülüyor ki, Kanun işverenin tanımını işçi tanımındaki esaslara bağlamaktadır. İşçi tanımındaki unsurlar aynı kalmakta, sadece suje değişmektedir. İşveren gerçek kişi olabilceği gibi, şirket, dernek, vakıf, kooperatif, sendika, devlet veya kamu iktisadi teşebbüsü gibi özel hukuk ya da kamu hukuku tüzel kişisi de olabilir.

 

2.      İşveren foksiyonuna sahip kişiler                   

 

İşveren  kavramının işçi tanımındaki esaslara bağlanmasının sonucu olarak, işçinin işverenin buyruğuna uygun olarak işi yapma (itaat ) borcu karşısında, işverenin işçiden işi yapmasını isteme ve bunun içiçn gerekli talimatı verme hakları bulunmaktadır. Ancak bu iki hakkın ayrı kişilerde bulunması da mümkündür. İşin yapılmasını isteme ve talimat verme hakkı genellikle işyeri sahibine aittir. Ancak, bazı hallerde işyerinin sahibi olmayan bir kimsenin işveren sıfatını taşıdığı görülmektedir. Buna örnek olarak, işyeri sahibinin  hukuki muamele yapma ehliyetini haiz olmadığı hallerde kanuni mümessilin, tüzel kişi olması nailerinde organların, ölümü halinde vasiyeti tenfiz memurunun, iflası halinde iflas masasının işveren sıfatını kazanması gösterilebilir.

 

II. Sendikalar Kanununa Göre İşveren Kavramı

 

2821 sayılı Sendikalar Kanununa İş Kanunundakinden daha geniş bir işveren tanımı getirilmiştir. Sendikalar Kanununa göre, gerçek veya tüzel kişilerden başka, tüzel kişiliği olamayan kamu kuruluşlarına da işveren denilmektedir ( m. 2/IV ).[2]

 

III. Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununa Göre İşveren Kavramı              

 

2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda işveren tanımına yer verilmemiştir. Ancak, Sendikalar Kanunundaki tanımlama ile ortaya konulan işveren kavramı esas itibarıyle bu Kanunun tamamlayıcısı niteliğinde bulunan 2822 sayılı Kanun içinde geçerlidir. Hemen belirtelim ki, bu Kanunda 1986 yılında 3299 sayılı Kanunla yapılan bir ekle kamu kurum ve kuruluşlarında işveren sayılacaklarla ilgili olarak önemli bir düzenleme getirilmiş bulunmaktadır. 2822 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen hüküm ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait müessese ve işyerleri ayrı tüzel kişiliğe sahip olsalar dahi bu kurum ve kuruluşlar için tek bir işletme toplu iş sözleşmesinin yapılması öngörülmüştür. Bununla kamu kurum ve kuruluşlarında işletme toplu iş sözleşmesinin işveren tarafı belirlenmiş olmaktadır. Ayrıca, bu Kanunda işveren kavramı ile ilgili olarak yer alan bir hükme daha değinmeliyiz. Buna göre, “İşyerinde işveren vekili durumunda olan ve temsilci sıfatıyla toplu iş sözleşmesinde veya toplu görüşmede taraf olarak hareket eden kimse, bu Kanunun uygulanması bakımından işveren sayılır” ( m. 62/II ). Ancak, bu durumdaki bir kişi Sendikalar Kanunu bakımından işveren vekili sayılamaz. Hükümde sözü edilen “işveren vekili” deyimi İş Kanunu ile ilgili bulunmaktadır.[3]

 

İŞVEREN VEKİLİ

 

I. İş Kanununa Göre İşveren Vekili Kavramı                           

 

İŞ Kanununun 1. Maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre, “işyerlerinde işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yükümlerinden doğrudan doğruya işveren sorumludur. Bu kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri için de uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı işçilere tanınan hak ve vecibeleri ortadan kaldırmaz. Ancak kanunda işveren vekillleri için söz konusu edilen sorumluluğun her işveren vekilinin yetkisi ve görevi ile sınırlı olduğunu, işveren için öngörülen her çeşit sorumluluğu kapsamadığını kabul etmek gerekir.

Görüldüğü gibi, İş Kanunu, işveren vekili kavramını oldukça geniş tutmuş ve işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alan kimseleri işveren vekili saymıştır. Örneğin, işveren adına hareket eden bir fabrika müdürü, personel müdürü, atölye şefi ve benzeri kişiler işveren vekilidir. Bunların işveren adına hareket etmesi koşulu, işveren vekilinin temsil yetkisine sahip bulunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Temsil ilişkisi ve yetkisi, işçilere işyerinde ilan yolu ile açıkça bildirilebileceği gibi, işveren vekilinin davranışlarından da anlaşılabilir.[4]

 

II. Sendikalar Kanununa Göre İşveren Vekili Kavramı                     

 

İş Kanununun 1. maddesi hükmüne karşılık, işveren vekili kavramı Sendikalar Kanununda oldukça dar tutulmuştur. Sendikalar Kanununun 4101 sayılı Kanunla 1995 yılında değiştirilen 2.maddesi, işveren sayılan gerçek veya tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşları adına işletmenin bütününü yönetmeye ( sevk ve idareye ) yetkili olanlara işveren vekili denileceğini belirttikten sonra, bu kanunun uygulanmasında bunlarında işveren sayılacakları hükmünü koymuştur. f.VI ve VII. İşletme tek bir iş yerinden ibaret olabileceği gibi, birçok işyerini de kapsayabilecektir. Sendikalar Kanununa göre, işveren vekili işletmenin bütününü yöneten kişi olacağından, işveren vekili kavramının İş Kanununa göre çok dar tutulduğu açıktır.[5]

 


[1] ., a.g.e.; s.43

[2] ., a.g.e.; s.43

[3] ., a.g.e.; s.44

[4] ., a.g.e.; s.44-45

[5] ., a.g.e.; s.45

 

İŞYERİ VE İŞLETME

 

1.      Genel Olarak İşyeri ve İşletme Kavramları

 

İş Kanunun 1.maddesinin ilk fıkrasında, işyeri “işin yapıldığı yer” olarak tanımlanmıştır.

İşyeri-işletme ayrımı Alman Hukukundaki Betrieb Unternehmen ayrımına benzemektedir. Buna göre, işyerinin daha dar ve teknik, işletmenin ise daha geniş ve iktisadi anlamda bir kavram olduğunu kabul edebiliriz.[1]

 

II. İşyeri

 

İşyerinin unsurları ve tanımı

 

İşyerinin doğumu için önce bazı unsurların bir araya gelmesi gerekir. Arsa, bina, makine ve tezgah, malzeme gibi eşya, patent ve alacak hakları gibi haklar, tecrübe, buluş ve müşterilerle olan ilişkiler gibi maddi olmayan kıymetler ile beşeri gücü (emek) işyerinin unsurlarını oluşturur. Ancak, bütün bunların bir araya gelmesi de yeterli değildir. İşverenin bu unsurları belirli bir amaca ulaşmak için sürekli olarak bir arada bulundurması gereklidir. Ne var ki, bu amaç işletmenin kuruluşunda güdülen iktisadi ya da asıl amaç olmayıp dolayısıyla güdülen amaçtır.Bir işletmeye bağlı işyeri niteliğindeki fabrikanın amacı doğrudan doğruya kar sağlamak değil, sadece bunun için mal üretimi yapmaktır. Öyleyse, İşletmenin iktisadi amacı yanında, işyerinin teknik amacından da söz edilecektir. Bu açıklamalara göre işyeri, bir işverenin maddi olan ve olmayan araçlarla belli bir teknik amacı gerçekleştirmesine yarayan ve süreklilik gösteren organize edilmiş bir bütündür. Buna göre, işyeri sadece sınai ve ticari amaç güden yerleri değil hizmet kesimine giren ve ayrıca serbest meslek faaliyetlerinin de görüldüğü bütün yerleri, örneğin, avukat, mali müşavir yazıhanelerini, hekim muayenehanelerini de kapsamaktadır. [2]

 

III. İşletme

 

İşletme, herşeyden önce iktisadi bir kavramdır ve daha çok İşletme İktisadi ile Ticaret Hukuku alanında önem taşır. İş Hukuku alanında işletmenin önemi sadece Sendikalar Kanunundaki işveren vekili kavramında kendisini gösterir. İşletme, işyerinden daha geniş ve işyerlerini kapsayan bir kavramdır. Bazı durumlarda işletme tek işyerinden ibaret olabilir. Bir işverenin tek fabrikası varsa bu hem işyeri hem de işletme durumundadır. Bazı durumlarda da bir işletmeye bağlı birden çok işyeri vardır. Örneğin, şubeleri olan bir banka işletme, şubeler ise onun işyerleridir. Bu açıklamaya uygun olarak, işletme, “iktisadi bir amacın gerçekleştirilmes için işverene ait bir veya daha fazla işyerinin bağlı olduğu organize edilmiş bir bütün” olarak tanımlanmaktadır.[3]

 


[1] ., a.g.e.; s.50

[2] ., a.g.e.; s.51

[3] ., a.g.e.; s.58

 
 © Araş. Gör. Z. Seçil
TAŞTAN

 


Araştırmalarım Anasayfa

 

 

 

Yönetim-Organizasyon ve İnsan Kaynakları Yönetimi Bilgi Sitesi, Araş. Gör. Seçil TAŞTAN

Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. 
Fikir ve Sanat Eserleri Yasası Hükümleri Gereği olarak, kaynak gösteriniz!


[Anasayfa]  [İnsan Kaynakları Yönetimi]
[Yönetim ve Organizasyon] [Araştırmalarım] [Organizasyonel Davranış]
[Makaleler] [Köşe Yazıları] [Bir Konu] [Akademik Takvim]
[Kitaplık] [Linkler] [Misafir Defteri] [Email Form]

İnfo: info@humanresourcesfocus.com

Gizlilik Prensibi

MST Design  Copyright © 2001-2008   All rights reserved.

Bu web sitesinde yer alan tüm içerik ve görseller,
Fikir ve Sanat Eserleri Yasası hükümleri gereğince yazılı izin alınmaksızın hiç bir şekilde kullanılamaz.

Bu Site En iyi 800x600 ve 1024x768 Çözünürlük ve IE5+ Tarayıcılarla İzlenebilir.